Türkiye’de Bilim Kurgu

Hayal gücü, bir toplumun gelişimi için itici güçtür. Bilim kurgu edebiyatının en zengin olduğu ülkeler, aynı zamanda iş dünyasından teknolojiye, bilimden sanata, her alanda yeni keşiflere ve yaratıcı fikirlere imza atarak insanlığın gelişimine katkı sağlayan ülkeler. Bugüne kadar ülkemizde bilim kurgu türü yeterince ciddiye alınmıyor ve üretilmiyordu. Türkiye’de iyi ve özgün bilim kurgulara imza atmak mümkün değil görüşü hakimdi. Fakat son yıllarda bu ön yargılar yıkılmaya, edebiyatımızda bilim kurgunun da sesi duyulmaya başlandı. Romanları pek çok dile çevrilen, Hindistan’dan Almanya’ya, İngiltere’den Çin’e, dünyanın birçok farklı noktasında Türkiye’nin hayal gücünü ve edebiyatını anlatan yazar Barış Müstecaplıoğlu, “Türkiye’de Bilim Kurgu Yazmak” söyleşinde, tüm bu konularda bizlere bilgi ve deneyimlerini aktaracak. Bilim kurgu türündeki Osmanlı Cadısı isimli son romanını ve yazılış serüvenini, bilim kurgunun edebiyattaki yerini, Türkiye’de bir fantazya ve bilim kurgu yazarı olarak yaşadığı ilginç olayları anlatacak. Sizleri bu keyifli ve renkli sohbete bekliyoruz.

Söyleşimiz New Hall 202′de 3 Nisan 2017 günü saat 17.30′da başlayacak olup etkinliğimizin ikinci kısmı olan imza saati için kendi sahip olduğunuz kitabınız varsa getirebilir veya etkinlik öncesi ve sırasında organizasyon ekibimizden temin edebilirsiniz.
Boğaziçi Üniversitesi dışından yapılacak katılımlar için formun(tıklayınız) doldurulması zorunludur.

BÜ’de Kadın Şenliği 2017 | Bilim Dünyasında Kadınlar

Boğaziçi Üniversitesi kulüpleri olarak 8 Mart Dünya Kadınlar günü kapsamında Mart ayında gerçekleştirdiğimiz BÜ’de Kadın Şenliği 2017 için Bilim Kulübü olarak, Bilim dünyasında kadının yeri ve önemi üzerine seminerler hazırladık.
Seminerlerimizin ilki okulumuz Bilgisayar Mühendisliği bölümünde akademisyen olan Lale Akarun hocamızın “Bilim ve Akademide Kadın” başlıklı konuşmasıyla 28 Mart Salı 17.30da NH302 nolu derslikte gerçekleşecektir.
Diğer seminerlerimiz; 29 Mart Çarşamba günü, ilk olarak Matematik Bölümünde akademisyen olan Betül Tanbay hocamızın “Matematik ve Eşitlik” konuşmasıyla 16:00′da NH403 te, akabinde Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden hocamız Nesrin Özören‘in “Kararlı, Cesur ve Başarılı Amazonlar” başlıklı konuşmasıyla 17:30′da NH404de gerçekleşecektir.

Through the Wormhole Belgesel Gösterimi ve İncelenmesi | How did we get here?

Herkese merhaba! Bildiğiniz üzere 2015 yaz döneminden beri belgesel gösterimlerine ve ardından merak ettiğimiz konuları konuşmaya tartışmaya kült olmuş “Cosmos” belgesel serisi ile başlayıp, “Breakthrough” serisi ile devam ettik. Bu dönem de gösterimlere Carl Sagan’ın bıraktığı yerden yolculuğa devam eden, Morgan Freeman’ın sunduğu toplamda 63 bölüm olan, 7 sezonluk “Through the Wormhole” belgesel serisinden yaptığımız seçki ile devam ediyoruz. İlk gösterimde zaman nasıl başladı diye düşündük, sonra canlılık ve bilinç nasıl oluşmuş olabilir diye sorguladık, daha sonra da başlangıçtan önce ne olduğunu öğrendik. Bu haftaki bölümümüzde yaşamın dünyada nasıl oluşmuş olabileceğini araştıran bilim insanlarının çalışmalarını dinleyeceğiz. Astrobiyoloji ilgililerinin özellikle ilgisini çekecek bir bölüm “How did we get here?” ile karşınızdayız!
Bir jeolojist, yaşamın başlangıcının izlerini Hadean döneminden kalan fosillerde ararken, başka bir bilim insanı laboratuvar ortamında bu dönemdeki çarpışmaları canlandırmaya çalışıyor. Harvard Tıp Okulundan Jack Szostak, laboratuvarında ilkel dünyadaki bir gayzerin kimyasını oluşturup hücre zarımsı yapı oluşturmaya çalışıyor ve bu yapıların hücre bölünmesi gibi bir süreci gerçekleştirdiklerini keşfediyor! Manchester Üniversitesi’nden kimyager John Sutherland laboratuvarındaki düzenekle DNA’nın nasıl olduğunu keşfetmeye çalışıyor. Dünyanın lider kozmologlarından Paul Davies ve meslektaşı Felisa Wolfe-Simon ise çok daha ilginç bir fikre sahipler. “Gölge Biyosfer” denilen, dünya üstünde farklı bir yaşam ağacından gelen tek hücreli canlıların oluşturduğu teorik bir biyosferin araştırmalarını yapıyorlar. Bu hepimizin ortak bir atadan gelmediği ihtimalini ortaya çıkarıyor. Mars’tan dünyamıza gelen ALH84001 kaya parçası ile yapılan çalışmalar ise belki de hepimizin Mars’lı olduğu sonucuna kadar giden araştırmalara neden olmuş durumda. Bu haftaki bölümümüz yine dolu dolu!
BONUS: 1953’te yapılan Miller-Urey deneyinin sonuçları o kadar çığır açtı ki eski öğrencisi Dr. Jeffrey Bada tarafından San Diego’daki Scripps Enstitüsü’nde o cihaz koruma altına alındı. Belgeselde, Jeffrey orjinal düzenek üstünden deneyi anlatacak!
Tarih: 22 Mart 2017 Saat: 17.45
Yer: NH001